Umut tacirlerinin yıllardır gurbetçilerimizi sömürme hırsı bitmedi. Yılların geçmesiyle dolandırma yöntemleri aynı kalırken, sahtekârların faaliyet gösterdikleri  sektörler değişiyor.

Doksanlı yıllarda islâma uygun para kazanma yöntemleriyle holdingler öne çıkmıştı. Hepsi bir bir iflas bayrağını çekerken, gurbetçilerin dişlerinden ve tırnaklarından arttırarak, çocuklarından esirgedikleri birikimler yok oldu. Din sömürüsü, bununla sınırlı kalmadı. Muhtaç insanlara yardım ve kurban toplayan ‘sözde’ yardım kuruluşlarının da, yardım paralarını muhtaç olanlara değil, listede şu an Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın da dâhil olduğu kişi ve kurumlara yardım paralarını akıttıkları, zamanla ortaya çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Bitmeyen yardım derneği skandallarıyla birlikte gurbetçiler  nerelere yardım yapacaklarını şaşırmış durumda.

Bir zamanlar şarkıcı olma hayaliyle yanıp tutuşan, üstüne para ödeyip kaset yaptıranlar da işin cabası. İstanbul’un ünlü plakçılar çarşısı Unkapanı’ndaki umut tacirleri tarafından, meşhur olacakları vaadiyle para ödeyen ve kaset yaptıranların kariyerleri düğün şarkıcılığından öteye gidemedi. Olan, ödedikleri binlerce krona mal olan albüme oldu. Aldatılan sömürülen bu insanlar, kasetlerini muhtemelen hatıra olarak evlerindeki vitrinlerin başköşesinde sergiliyor ve eşe dosta hediye ediyorlar.

Ne yazıkki bütün bu dolandırıcılıklardan, saf ve temiz kalpli, vatan hasretiyle yanıp tutuşan gurbetçilerimiz ders almıyor, alamıyor ya da almak istemiyor. Bu nedenle de dolandırıcılar, yeni sektörler bulmakta zorluk çekmiyor. Sahtekârlar şimdi de futbol sektörüne el atmış durumda ve ‘yetenek avcılığı’ adı altında gençlerin hayallerini söndürürken, ailelerden de para sömürüyor.

Özellikle Almanya’da faaliyet gösteren ve menejerlik şirketleri adı altında bu işi yürüten kişilerin amacı açık ve net, umut tacirliği yaparak büyük paralar kazanmak. Almanya yeterli olmamış olacak ki, şimdi umut tacirleri Danimarka’ya da el attı. Ama ne yazık ki şuç, umut tacirlerinde olduğu kadar çocuklarının ellerinden tutup, üstüne para verip, çocuğunun yaşayacağı psikolojik hezimeti hesap edemeyen, futbolla yatıp kalkan, oğlunun Mesut Özil ya da Nuri Şahin gibi ünlü bir futbolcu olması hayaliyle yanıp tutuşan ‘baba’lar. Bu babaların eğitim durumu öyle sanıldığı kadar düşük de değil. Vasıfsız işçi olanların yanısıra, Türkiye’deki sayılı gazetelerden birinde Danimarka muhabilirliğini yapan bir gazeteci babanın çocuğunu da seçmelerde görmek mümkün.

Peki, bu kadar insanın gözünü bürüyen bu futbol aşkı uğruna, çocuklarının geleceklerini karartma pahasına oğullarını futbolcu seçmelerine götürmek acaba akıllıca mı? İsterseniz, ne kadar akıllıca olduğunu görmek için sorgulamaya başlayalım:

Ornizasyonu kim yapıyor?

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var, bu tür seçmelere asla katılmanızı tavsiye etmiyoruz ama illa da katılacaksanız, organizasyonu kim yapıyor, ilk olarak onu araştırın. Organizasyonu yapan kişinin geçmişine bakın ve nerelerde organizasyon yapmış, yaptığı organizasyondan hangi futbolcular vaad edilen şekilde sözleşmeler imzalamış ve şimdi hangi kulüpte oynuyorlar, iyice araştırın. Gerekiyorsa futbolcularla birebir iletişime geçin ve görüşün.

Futbolcu seçmesini kim yapıyor?

Katıldığınız bir futbolcu seçmesinde sizin oğlunuzun kaderinizi kim belirleyecek? Bir manejer mi? Eski bir futbolcu mu? Bir teknik direktör mü? Ya da futbolcu seçmesinde futbolcu izleyecek olan kulüp temsilcisi mi? Peki bu insanlar sizin çocuğunuzu ne kadar tanıyor ve hangi özelliklerini biliyor? Geçmişte hangi başarıları var? Çocuk ve insan psikolojisini ne kadar önemsiyorlar? Hangi yetenekleri bulup çıkartmışlar?

Katılım ve kamp parası

Organizatörün yapacağı organizasyon için bir takım masrafları olması doğal. Bunun karşılığında da sizden katılım parası isteyebilir. Ama hangi şartlarda olursa olsun, asla ve asla katılım parası ya da kamp parası ödemeyin. Sonuçta eğer sizi yetenekli bulurlarsa, menejerlik hakkınızı bu kişilere devrediyorsunuz ve sizin üzerinizden para kazanmalarını sağlıyorsunuz.
Katılım ve kamp parası alan organizatörler bu yolla büyük gelirler elde ediyor. En kötü seçmelere yüzün altında katılımcı olmuyor. Örneğin, bir seçmeye yüz kişi katılsa ve 100 Avro katılım parası ödese bu on bin Avro gibi büyük bir rakam eder. Birde kamp parasını düşünün. 20 kişinin bin Avro’dan kamp parası ödediğini varsayalım? Sizce de çok değil mi?
Organizatör ayrıca, seçmeye katılan kulüplerden de katılım parası alıyor. Sizce hakem parası, saha kirası bu kadar tutar mı? Bahsedilen paralar, büyük paralar ve pastanın ne kadar büyük olduğu ortada. Bu da ortada gezen sansarların iştahını kabartıyor.

Hangi kulüplerin temsilcileri var?

Futbolcu seçmesine, sizi izlemeye hangi kulüplerin temsilcileri katılıyor, hiç araştırdınız mı? Takımları temsil ettiği öne sürülen kişiler bu kulüplerin gerçekten de yetkili temsilcisi mi? Bu kulüpler hangi liglerde yer alıyor? Kadroları nasıl? Takımın başında hangi teknik direktör var? Ekonomik yapıları ne durumda? Sizin maaşınızın vaad edilen şekilde ödeneceğinden emin misiniz?

Şeçmelerde kendinizi ne kadar gösterebilirsiniz?

Futbolcu seçmelerinde genellikle onlarca hatta yüzlerce futbolcu yer almasına rağmen seçmeler genellikle kısa tutulur ve futbolcuların takımlara ayrılarak maç yapması üzerine futbolcuların yetenekleri  belirlenmeye çalışılır.
Siz çok iyi bir futbolcu olsanız bile, belki yapılan maçta top hiç ayağınıza gelmeyecek. Yüzlerce kişi sırf kendini göstermek ve seçme yapacak kişilerin gözüne girmek için birbirleriyle yarış içinde olacak. Yapılacak müsabakalarda takım oyunu diye birşey olmayacak. Kendini ön plana çıkartmak isteyen diğer katılımcılar, sadece bireysel oyun oynamaya çalışılacak. Bu nedenle bir futbolcu seçmesinde çocuğunuzun kendini göstermesi mümkün değil.

Seçmelerde hangi futbolcular seçildi?

Futbolcu seçmelerine katıldığınız organizatör şimdiye kadar hangi futbolcuların yıldız olmasını sağladı? Hangi büyük kulüplerde oynuyorlar? Ya da şimdiye kadar televizyonda hayranlıkla izlediğiniz futbolcuların acaba kaç tanesi seçmelerde meşhur oldu?

Bu yazdıklarımız gibi onlarca sorular bulabiliriz ve futbolcu seçmelerinin ne kadar çok sizi kandırmaya ve aldatmaya yönelik olduğunu ortaya koyabiliriz.

Gençler dikkat!

Eğer futbolcu olma hayali kuruyorsanız ve yeteneğiniz varsa, sizi zaten keşfederler. Sizin seçilemeyeceğiniz garanti olan ve yeteneklerinizi tam anlamıyla gösteremeyeceğiniz kısıtlı imkânları olan, bir de üstüne para verdiğiniz bir futbolcu seçmesine katılmanız mantık dışı. Bu tür futbolcu seçmelerine katılarak adeta organizatörlere çanak tutuyorsunuz. Belki bir umutla katılıyorsunuz ama aslında seçilemeyeceğinizi biliyorsunuz

Babalar dikkat!

Çocuğunuzu sadece futbola odaklandırmayın. Bir yandan eğitimini de aksatmaması için özen gösterin. Çocuğunuzu futbola yönlendirirken, Danimarka’daki futbol kulüplerinden şaşmayın. Altyapının mükemmel olduğu bu ülkede eğer çocuğunuz gerçekten yetenekliyse zaten keşfedilir. Bir de üstüne para ödemenize gerek yok.

Sizin kendinize sormanız gereken şu; Neden çocuğum oynadığı futbol kulübünde oynayıp pişmesini beklemiyorum?  Eğer çocuğunuzun oynadığı kulüpten daha iyi kulüplerde oynamasını gerektiğini düşünüyorsanız, neden daha büyük kulüplerin altyapısına götürmüyorsunuz?
Çocuğunuz eğer başarılı olursa, ona milliyetçi bağlarınızı düşünerek Türk Milli Takımı forması giydirmeyi hayal etmeyin. Gerçekçi olun ve Danimarka milli takımlarında futbol oynamasına izin verin. Türk milli takımlarında İstanbul kulüplerinin hegemonyası var. İstanbul kulüplerinde oynamayan oyuncular milli takımların kadrosuna çok nadir alınıyor. Ayrıca oğlunuz Danimarka vatandaşı olarak Avrupa’nın diğer liglerine daha kolay transfer olabilir.

Danimarka’daki kulüplerden şaşmayın

Danimarka ligi İngiltere Premier Ligi’ndeki takımların yetenek avcıları tarafından gözetim altında tutuluyor. Birçok yetenek avcısı Danimarka’daki genç yetenekleri takip ediyor ve kayıt altına alıyor. Eğer bir gelecek görüyorsa, daha çocuk sayılacak yaşta kulübün alt yapısına kazandırılıyor. Sadece İngiltere değil başta Almanya olmak üzere, Danimarkalı futbolcular kendilerine Avrupa’nın başlıca ülkelerindeki futbol kulüplerinde yer buluyor.

Türk kulüplerinde sizleri neler bekliyor:

1: Türk kulüplerinin yönetimi profesyonellikten uzak
2: Hak eden formayı giymiyor, teknik direktörden torpilliler öncelik alıyor
Teknik direktörler kendi yaptırdıkları transferlere öncelik veriyorlar, çünkü yaptırdıkları transferlerden komisyon alıyorlar.
3: Türk kulüplerinin çoğu borç batağında ve bırakın futbolcuların, kulüp personelinin maaşını ödemekte zorlanıyor. Şehir takımları belediyelerin desteği olmazsa yaşayamaz.
5: Kulüp Başkanları ve Yöneticileri kendi reklamlarını yapma peşinde olan ve medyada yer almayı seven futboldan anlamayan kimseler.
6: Takımların gerçekçi hedefleri yok, uzun vadeli planları ve programları yok.
7: Birkaç mağlubiyet sonra teknik direktör değiştirmek moda. Sezonu başladığı teknik direktörle bitiren kulüp sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
7: Türkiye’de herkes teknik direktör. Seyircilerden yiyeceğiniz küfürün ve eleştirinin de haddi hesabı yok.
8: Torpil! Torpil! Torpil! Türkiye’de ne yazıkki yüksek yerlerden torpiliniz yoksa bir yerlere gelmeniz zor. Bu kural yeşil sahalar için de geçerli.
9: Stres! Türkiye’de yeşil sahalarda futbol oynamak stresli ve bu stresi herkes kaldıramaz.
10: Türkiye’de futbol yorumcusu bolluğu var ve bu kişiler genellikle futbol oynamadıklarından ve teknik taktik bilgileri olmadığından bel altından vuruyor. Çoğu spor yazarı geçinen tipler, en fazla halı sahada futbol oynamıştır. Spor yazarlarının genellikle futbolcuları ve teknik direktörü eleştirirken acımasızca davranıyor ve taraftarın önüne atıyorlar. Türkiye’de olduğu kadar başka hangi ülkede spor yazarı var, tartışılır.
11: Büyük kulüplerde oynayamazsınız. Türkiye’deki futbolcular parayı Fenerbahçe ve Galatasaray gibi İstanbul kulüplerinde kazanıyor. Bu kulüplerde oynamak için çok çalışmalısınız ve çok yetenekli olmalısınız.
12: Fenerbahçe ve Galatasaray dışındaki kulüplerde astronomik rakamlarda para kazanamazsınız.

Gurbetçi futbolcular Fenerbahçe’de tutunuyor

Türkiye’de futbol oynamayı seçen gurbetçiler en çok Fenerbahçe’de tutunuyor. Doksanlı yılların ortasında Tayfur Havutçu, Tayfun Korkut ve Erol Bulut’un Fenerbahçe kadrosunda kendilerine yer bulmasıyla birlikte gurbetçi futbolculara kucak açan Fenerbahçe’de bu adı geçen futbolcuların yanı sıra Ali Güneş, Murat Yakın, Mustafa Doğan, Önder Turacı ve Serhat Akın gibi futbolcular da şans buldu.

Beşiktaş ve Galatasaray gurbetçi futbolculara yaramıyor

Galatasaray’ın unutulmaz Manchester United zaferinin başkahramanlarından birisi olan İsviçreli gurbetçi Kubilay Türkyılmaz haricinde, Galatasaray’da gurbetçi futbolcular tutunamıyor. Volkan Arslan, Volkan Yaman, Berkant Göktan, Mehmet Yozgatlı, Ceyhun Gülselam, Barış Özbek ve Serkan Çalık gibi şansını Türkiye’de deneyen futbolcular Galatasaray’ın kadrosunda kalıcı olamadı. Şu an Galatasaray’ın kadrosunda Berlin doğumlu Hakan Kadir Balta ve Real Madrid’ten transferi Hamit Altıntop forma şansı buluyor. Ahmet Dursun, Uğur İnceman, Baki Mercimek, Aydın Karabulut, Mustafa Özkan, Baki Mercimek ve Fatih Sonkaya gibi flaş gurbetçi transferleriyle adından sıkça söz ettiren Beşiktaş’ta ise Kocaelispor’dan transfer edilen Ahmet Dursun haricinde uzun süreli tutunan gurbetçi kökenli futbolcu bulunmuyor.